Hep aynı şeyi söylerler: Bir iş seç ve onda derinleş. Çok şeye birden el atan, hiçbirinde gerçekten iyi olamazmış.
Ben bu cümleyi duya duya büyüdüm ve sonra gidip tam tersini yaptım.
Hukuk okudum ve halen de hukukçuyum. 2019’dan beri yoga dersi veriyorum. Koçluk sertifikası aldım. WhatsApp’ta yürüyen bir kitap kulübüm var. Kırk yaşında sosyolojiden mezun oldum. Bir de kızım var; o zaten tek başına tam zamanlı bir iş.
Sonra bütün bunların üstüne, insanlara odaklanmayı anlatan bir topluluk kurdum. Evet, ben de farkındayım, ortada çok şey var.
Geçen hafta meraktan bir yapay zekaya doğum tarihimi yazdım, numerolojiye göre nasıl biri olduğumu sordum. İnandığımdan değil. Sadece o sırada yapmam gereken işten kaçmak için güzel bir bahaneydi.
Cevap şöyle geldi: Yaşam yolu 3, doğum günü sayısı 5. Üç kendini ifade etmek, beş özgürlük demekmiş. İkisinin ortak zayıf noktası da dağınıklık: Her şeye başlayıp hiçbirine tam teslim olamamak.
Önce güldüm, sonra canım sıkıldı. Çünkü yıllardır kendime söylediğim şeyi ilk kez başkasının ağzından duyuyordum. Hem de bir yapay zekanın.
Sık sık dile getiriyorum, Presence Hub'ı kurarken en büyük korkum da buydu: Maymun iştahlılık.
"Bu da mı bir heves?" diye kendime defalarca sordum. Ya üç ay sonra başka bir şeye kapılıp bunu da yarım bırakırsam? Etrafımdakilerin "yine mi yeni bir şey?" bakışını şimdiden görebiliyordum.
Bir de kafamda odak anlatacak kişinin bir resmi vardı. Sabah uyanınca telefona değil pencereye bakan biri. Bir işe oturduğunda saatlerin nasıl geçtiğini anlamayan, dikkatini dağıtmak için yanına bando getirmen gereken biri.
Ben o kadın değilim.
Sen de muhtemelen değilsin.
Sonra şunu düşündüm: O kadın bana odak üzerine ne anlatabilir ki?
Elinin kendiliğinden telefona gittiğini hiç yaşamamış. Akşam yatağa girip "Ben bugün ne yaptım?" diye düşündüğünde aklına tek bir şey gelmemesinin ne demek olduğunu bilmiyor. Bir işe başlamak için önce masayı toplaması, sonra kahve yapması, sonra gelen mesaja cevap vermesi, sonra neden masaya oturduğunu unutması gerekmiyor.
Söyledikleri muhtemelen doğrudur. Sadece bana bir şey anlatmaz.
Ben bunları çok iyi biliyorum. Hatta bu hafta da yaşadım. Bilmem kaç kez.
Bir de bize yıllardır tek bir cevap vermemiz öğretildi.
"Ne iş yapıyorsun?"
Avukat. Öğretmen. Mühendis.
İki üç şey saymaya başladığında karşındakinin yüzünde o ifadeyi görürsün:
"Yani tam olarak ne?"
Oysa kaçımız gün içinde tek bir şeyiz?
Sabah bir toplantı. Öğlen okuldan gelen bir mesaj. Arada cevaplanması gereken bir e-posta. Akşam annene kısa bir uğrama. Gece de yıllardır ertelediğin o şeye yeniden başlama girişimi.
Bu listeyi tek kelimeyle özetleyebilen biri çıkarsa, ben de ondan odak dersi almaya hazırım.
Ama kendimi de temize çıkarmayacağım. Bu kadar yöne dağılmanın bir bedeli var ve o bedeli ben de ödüyorum.
Öyle haftalar oluyor ki her şeye biraz yetişip hiçbir şeyi gerçekten yapmamış gibi hissediyorum. Yazı yazarken aklım bir sonraki etkinliğin detaylarında. Etkinlik günü bir danışanın sözleşmesi kafamda dönüyor. Kızımla oynarken cevaplamadığım mesajları düşünüyorum. Telefona sadece saate bakmak için uzanıyorum, yirmi dakika sonra kendimi hiç tanımadığım birinin tatil fotoğraflarında buluyorum.
Bunları söylemeden sana odak anlatırsam yalan söylemiş olurum.
Presence Hub'da insanlardan birkaç saatliğine telefonlarını bırakmalarını istiyorum. Aynı şeyi kendimden de istiyorum. Her seferinde beceremiyorum ama her seferinde yeniden bu talebimi dile getiriyorum. Hatta odak anlatırken sanırım en çok ben öğreniyorum. Her seferinde yine, yeniden.
Özetle, dağınık ve çok şeyle uğraşan biri odak anlatabilir mi? Belki de hangi köşede kaybolunduğunu o daha iyi bilir. Hepsinde kendisi de kaybolmuştur çünkü.
