Bir ilişkiyi bitirmek istediğini fark ettiğin an, önce suçluluk geliyor.
Sonra "ya haksızlık ediyorsam" sorusu. En son da o meşhur cümle kafanda beliriyor: "Kötü bir insan mıyım ben?"
Aşk olabilir, dostluk olabilir, aile olabilir. Yıllardır aynı sahnede duruyorsunuzdur. Konuşulmuş, denenmiş, bazen ağlanmış, bazen susulmuştur. Elinden geleni yaptığını düşünüyorsundur. Ama bir noktadan sonra o ilişki artık sana hizmet etmiyordur. Hayatına bir şey katmıyor, tam tersine sürekli bir şeyler eksiltiyordur. Ve sen orada durmaya devam ediyorsundur. Çünkü bitirmek, kalmaktan daha zor görünüyordur.
Şöyle bir gözlemim var: İnsanlar bu ilişkilerin içinde aslında "kötü insan" olmamak için kalmıyor. Çatışmayı yaşamamak için kalıyor. İkisi aynı şeymiş gibi görünüyor ama değil. Kötü insan olmak bir kimlik meselesi, çatışmadan kaçmaksa bir refleks. Ve bu refleks, çoğu zaman o kimlikten çok daha güçlü çıkıyor.
Bir mesaja içimizden gelmediği halde gülümseyen bir emojiyle cevap veriyoruz. "Bir ara buluşalım" diyoruz, aslında hiç istemesek de, umurumuzda olmasa da. "Her şey yolunda" diyoruz, hiçbir şey yolunda değilken. Çünkü gerçeği söylemek, karşımızdakinin yüzündeki hayal kırıklığını görmek demek. "Neden" sorusuna cevap vermek demek. Bu beş dakikalık zorluktan öyle korkuyoruz ki, yıllarca süren bir rahatsızlığa razı oluyoruz.
Hani ne bileyim, dişini çektirmekten korkup ağrıyla yaşamaya devam etmek gibi bir şey bu.
Ama işin ilginç yanı şu: Kalmayı seçtiğimizde kendimizi "iyi insan" sanıyoruz. Sadık, sabırlı, vefalı. Oysa orada durduğumuz her gün, hem kendimize hem karşımızdakine küçük küçük yalanlar söylüyoruz. Ona halen eskisi gibi değer verdiğimizi, bu ilişkinin bir anlamı olduğunu, aramızda bir şeylerin "düzeleceğini" sanıyormuşuz gibi davranıyoruz. Karşımızdaki de bunu gerçek zannedip yatırım yapmaya devam ediyor. Bitmiş bir şeyin üzerine yeni katlar inşa ediyor. Biz "iyi insan" olalım derken, aslında ikimizi de en dürüst olmamız gereken yerde kandırmış oluyoruz.
Ben de ilişkilerden kolay çıkabilen biri olarak gelmedim bu dünyaya. Uzun süre "bitirmek" kelimesini ağzıma almaktan bile çekindim. Ama zamanla fark ettim ki bu, doğuştan gelen bir yetenek değil, öğrenilebilir bir şey. Tıpkı sınır koymayı öğrenmek gibi, bir ilişkinin artık bittiğini görebilmeyi de öğreniyorsun.
Ve öğrendiğim bir şey daha var, bir ilişkiye başlarken onu bir gün bitirmek zorunda kalabileceğini bilerek başlamamak, en az bitirebilmek kadar önemli. Altını çizmek istediğim şu: Bir ilişkiye, ne olursa olsun onu yürütebilmek niyetiyle girmek gerekiyor. Bahsettiğim, en ufak bir zorlukta, hoşumuza gitmeyen bir şeyde "aman ben bunu çekmek istemiyorum, herkes kendi yoluna" diyebilecek bir tavır değil elbette.
Bir keresinde çok değer verdiğim bir öğretmenime, zorlandığım bir ilişkiden bahsediyordum. "Şöyle yapsa daha doğru olur", "böyle dese daha iyi olacaktı" gibi cümleler kuruyor, sitem üstüne sitem sıralıyordum. Bana tek bir soru sordu: "Sen bu ilişkide ne kadar samimisin?" Şaşırdım. Samimi olmak ne demekti ki tam olarak? "Kendine ve karşındakine karşı dürüst olabilmek," dedi. O an durup düşündüm: Ben gerçekten ne kadar samimiydim? Sonra kendime bir soru daha sordum: Zaten samimi olamadığın bir ilişkide durmayı neden istersin ki?
Çünkü bir ilişkiyi bitirmek istemek, o kişiyi sevmediğin anlamına gelmiyor. Bazen tam tersi. Bazen bir insanı, bir bağı, geçmişte yaşadığın onca şeyi önemsediğin için bitiriyorsun. Çünkü onu ya da kendini, artık hiçbir şeyin beslemediği bir düzenin içinde tutmak istemiyorsun. Sevgi, bir ilişkiyi sonsuza kadar sürdürme zorunluluğu doğurmuyor. Bazen sevginin en dürüst hali, "bu artık ikimize de iyi gelmiyor" diyebilmek.
Yine de kabul edelim ki, bir ilişkiyi bitirmek isteyen taraf olmak bencillik gibi hissettiriyor. Çünkü büyüdüğümüz kültürde "iyi insan" olmanın tarifi, katlanmakla eş anlamlı. Sabret, anlayışlı ol, bir şans daha ver, aile böyle bir şeydir, arkadaşlık böyle bir şeydir. Bitirmeyi seçen taraf hep biraz "soğuk", biraz "hesapçı" ilan ediliyor. Kalan taraf ise otomatik olarak fedakâr. Oysa kalmak bazen fedakârlık değil, sadece rahatsızlık hissinden ibaret.
Bence asıl bencillik, bir ilişkiyi sırf kendi rahatlığın (ya da rahatsızlığın) için, karşındakine gerçekleri söylemeden, yıllarca sürüklemek. Onun da hayatının bir kısmını, artık var olmayan bir şeye harcamasına izin vermek. Dürüst bir "bu bitti" cümlesi, çoğu zaman uzatılmış bir yalandan daha az zarar verir.
Elbette her ilişki bitmeli demiyorum. Zorlanan, ama bir şey ifade eden, emek verildiğinde karşılık bulan ilişkiler var. Onlar için çabalamaya değer. Ama söz konusu olan, ölmüş ve artık sadece alışkanlıktan, gönül borcundan (artık neyse o) ya da "ne der”, “ben ne yaparım” korkusundan ayakta tutulan bir şeyse, orada kalmak kimseye iyilik yapmıyor.
Kendine sorman gereken soru sanırım şu değil: "Bu ilişkiyi bitirirsem kötü insan olur muyum?" Onun yerine "Bu ilişkinin içinde kalırsam, kendime ve ona karşı dürüst olabiliyor muyum?”.
Cevap hayırsa, zaten cevabını almışsındır.
