Blog'a Dön
Farkındalık

Planlarım Vardı

Hayatın planları değiştirdiği zamanlarda ne oluyor? Bir sakatlık sonrası geçen haftaların bana düşündürdükleri üzerine.

Planlarım Vardı

Pema Chödrön’ün bir kitabı vardır, pandemi sırasında zihnimi sakin kılmak için okumuştum: “Belirsizlik ve Değişimle Birlikte Güzel Bir Dünya”.

İnsanlık hali, çoğunlukla, hayatımızdaki şeylerin kontrollü, belirli ve düzenli olmasını istiyoruz. Ama işte her zaman öyle olmuyor.

Belirsizlikle ilgili en zor şeylerden biri, bize kendi sınırlarımızı hatırlatması galiba. Ne kadar plan yaparsak yapalım, ne kadar disiplinli olursak olalım, hayat bazen bütün hesapları yeniden düzenliyor.

Üstelik bunu tam da her şey yolunda gidiyormuş gibi hissettiğimiz zamanlarda yapıyor.

Son yıllarda fark ettiğim bir şey var: Modern hayat sürekli hareket etmeyi ödüllendiriyor (mu?). Daha çok çalışmak, daha çok üretmek, daha çok deneyim yaşamak, daha çok yere yetişmek...Sanki iyi bir hayatın ölçüsü biraz da ne kadar meşgul olduğumuz olmuş gibi.

Ben de bundan tamamen sıyrılabilmiş değilim. Koşmayı seviyorum. Yeni projeler üretmeyi seviyorum. Bir sonraki hedefi düşünmeyi seviyorum. Takvimde beni heyecanlandıran şeylerin olması hoşuma gidiyor.

Ama bazen hayat insana istemediği bir mola veriyor. Ve o mola ilk başta hiç romantik görünmüyor.

Çünkü durmakla dinlenmek aynı şey değil. Dinlenmeyi biz seçiyoruz. Durmak ise bazen bize seçtirilmiyor.

Neredeyse bir ay önce, kalabalık bir cumartesi günü, kızımı çok yorulduğu için kucağımda taşırken ayak bileğimi burkup düştüm. O an ne olduğunu anlamasam da, hiç iyi bir şeyin olmadığını idrak etmiştim. Hastaneye gittiğimde yapılan incelemeler sonucu ciddi bir tendon yırtığım olduğunu öğrendim. Benim belirsizlik süreci de tam o anda başlamış oldu. 40 yaşım için çok heyecanlı olduğum ve Aralık'ta gerçekleşecek olan Valencia maratonuna hazırlık sürecine başlayacakken, nereden çıkmıştı şimdi bu?

İlk günlerde zihnim sürekli geleceğe gidip geldi. Ne kadar sürecek? Tekrar koşabilecek miyim? Yaz planlarıma ne olacak? Hazırlanmak istediğim yarışa yetişebilecek miyim?

Belirsizlik insanı çoğu zaman olayın kendisinden çok, cevapsız sorularla yoruyor.

Bir taraftan da şunu fark ettim: Sakatlığın kendisi kadar zorlayıcı olan şey, hiçbir şey yapamama hissiydi. Sürekli hareket etmeye alışmış biri için yavaşlamak başlı başına bir deneyimmiş.

Yürüyüşlerin yerini oturmak aldı. Antrenmanların yerini beklemek. Bir sonraki adımı planlamanın yerini ise doktor kontrolleri, MR sonuçları ve "biraz daha zaman lazım" cümleleri.

İnsan bazı şeylerin değerini onları kaybettiğinde anlıyor derler ya; ben de son birkaç haftadır hareket etmenin ne kadar büyük bir özgürlük olduğunu yeniden hatırlıyorum.

Ama bir yandan başka bir şey daha oluyor. Hayatın temposu istemeden yavaşlayınca, normalde üzerine çok düşünmeden geçtiğim şeylere daha fazla dikkat etmeye başladığımı fark ediyorum. Sürekli bir sonraki adıma odaklanmadığında, insanın gözü biraz daha bulunduğu yere kayıyor galiba.

Henüz bu deneyimin bana ne öğrettiğini söylemek için erken. Belki de her yaşanan şeyden büyük anlamlar çıkarmak gerekmiyordur.

Şimdilik bildiğim tek şey, bazı dönemlerin hızlanmakla değil, beklemekle geçtiği.

Ve beklemek, sandığım kadar kolay bir şey değilmiş.