Gönül ilişkilerinize nasıl başlıyorsunuz? Ya da adına aşk, sevgi veya varsa sizin için daha değişik bir kelime, öyle hitap edelim…Hesapla kitapla mı, yoksa aniden mi? Yani nasıl olduğunu anlamadan bir anda oluveriyor mu?
Milan Kundera’nın Gülüşün ve Unutuşun Kitabı adlı eserinden bir cümlesini yazmıştım instagramda. “Her aşk ilişkisi, aşıkların ilk haftalarda düşünmeden yaptıkları yazısız bir anlaşmaya dayanır…”
Şimdi bu konu hakkında biraz daha konuşalım istedim.
İlişkiler genelde bir karar anıyla başlamıyor. Kimse “şimdi bir ilişkiye başlıyoruz” diye bir çizgi çekmiyor. Daha çok, fark etmeden birbirimize bir şeyler göstermeye başlıyoruz. Nasıl tepki verdiğimizi, neye alındığımızı, neyi büyüttüğümüzü…
Kimisi konuşarak yaklaşır mesela, başka birisi sessizleşir. Biri hemen toparlamak ister, adını koymak ister, başka biri zamana bırakır.
Bunlar çoğu zaman açık açık konuşulmuyor. Daha ziyade yaşanarak tecrübe ediliyor. Karşı tarafın çözmesini beklediğimiz küçük ipuçları gibi. Hatta bazen kendimiz bile kendi davranış örüntülerimizi ilişkinin içinde görüyoruz ve şanslıysak çözülmesi gerekenleri çözüyoruz, öyle değil mi? Bir düşünün geçmişte başladığınız ilişkileri, var mı benzerlikler?
İlişki yaşanırken başlangıçta içten içe şöyle bir inanç oluyor sanırım: Seviyorsak, zaten birbirimizi anlarız. Gel gör ki, zaman geçtikçe bunun pek de böyle işlemediği ortaya çıkıyor.
Çünkü sevgi tek başına yeterli olmuyor. İlişkiyi ileriye taşıyan şey, sadece hissettiğimiz değil,
birbirimizi gerçekten anlamaya ne kadar niyet ettiğimiz.
Yani bir noktadan sonra konu, “ne hissettiğimizden” çok “birbirimizin dünyasına ne kadar girebildiğimiz” oluyor.
Psikolojide buna mercek tutan önemli bir çerçeve var: Attachment Theory/Bağlanma Teorisi. John Bowlby ve Mary Ainsworth’ün çalışmaları, erken dönemde geliştirdiğimiz bağlanma biçimlerinin, yetişkin ilişkilerimizde nasıl tekrarlandığını gösteriyor. Hadi buyrun işte, bazı şeyler de tamamen bizim elimizde değil elbette.
Yani mesele sadece “kimi sevdiğimiz” değil, aynı zamanda “nasıl bağlandığımız”.
Kimimiz yakınlıkla rahat ediyor, kimimiz mesafe olmadan güvende hissedemiyor. Kimimiz zorlandığında konuşmaya yöneliyor, kimimiz geri çekilmeye. Hatta hani bazen konuşuruz ya (bu muhabbeti en azından yakın arkadaşlarınızla bir kaç kez yapmışsınızdır), birisi der ki, ben gece yatarken dip dibe olmayı hiç sevmem…Başka biri de der ki, ben sarılmadan uyuyamam. Ne kadar aynı ve ne kadar farklıyız.
Ve çoğu zaman bu farklılıkları ilişki başladıktan sonra fark ediyoruz.
Bugünün ilişkilerinde bu çakışma daha da görünür gibi. Bir yandan bireysellik vurgusu çok güçlü;
“kendin ol”, “alanını koru”, “sınırlarını çiz”…
Diğer yandan ilişkiden beklenti de çok yüksek: Anlaşılmak, görülmek, desteklenmek, iyi hissetmek…
Sosyolog Eva Illouz, modern ilişkilerin tam da bu gerilim içinde şekillendiğini söylüyor. Bireyselliğin arttığı bir dünyada, duygusal yakınlık beklentisi de artıyor. Ama bu ikisini dengelemek her zaman kolay değil, tecrübeyle de sabit.
Çünkü başlangıçta “kendiliğinden” sandığımız birçok şey, konuşulmadığında zamanla birikiyor. Küçük kırılmalar başlıyor önce. Gerçekleşmeyen beklentilerle devam ediyor…Üstü kapatılan konular oluyor. “Şimdi sırası değil” diye ertelenen konuşmalar yaşanıyor…
İlişki araştırmalarıyla tanınan John Gottman, çiftlerin büyük krizlerden çok, günlük hayattaki küçük kopuşlar üzerinden uzaklaştığını söylüyor.
Onun “bid for connection” dediği şey, yani bir tarafın yolladığını küçük bağlantı çağrıları, cevapsız kaldıkça, aradaki mesafe büyüyor.
Bir yorum, bir bakış, küçük bir paylaşma isteği…Bunlar karşılık bulmadığında, ilişki bir anda değil, yavaş yavaş kopmaya başlıyor.
O yüzden belki de üzerinde düşünmemiz gereken konu şu:
İlişkinin başında kendiliğinden oluşan o “yazısız anlaşmayı”, zamanla bilinçli bir şeye dönüştürebiliyor muyuz?
Birbirimizin nasıl sevdiğini, nasıl kırıldığını, nasıl içine kapandığını gerçekten öğrenebiliyor muyuz?
Çünkü çoğu zaman birinin geri çekilmesi “umursamazlık” değil, öğrendiği bir korunma biçimi.
Birinin konuşma ihtiyacı da “abartı” değil, bağ kurma yolu.
Şunu hiç unutmamaya çalışıyorum: İyi ilişki, hiç sorun yaşamayan ilişki değil. İyi ilişki, sorun çıktığında bile teması kaybetmeyen ilişki. Dilerim siz de unutmaz ve birini sevmeyi seçtiyseniz, her koşul altında onu görmeyi ve duymayı da seçersiniz.
